Etiket: deneme yazıları

Bulutlara dokunmak

1983 – Üsküdar

            Nefes nefese kalmışlardı. Sarmaşıkla dolanmış tepenin en üst bölgesine yaklaştıklarında biraz dinlenmek istediler. Güneşin tüm ışınları her yeri kavuruyor, gözleri kamaştırıyordu. Yaz mevsiminin son ayıydı. Diğerinden kısa olan çocuk kirli elinin tersiyle alnını silerken bir yandan da arkadaşına gülümsüyordu.

            “ Demiştim sana dimi? Bak, yaklaştık.” Yorgunluktan nefesi kesiliyordu.

            “ Ama hâlâ uzaktalar. Dokunabilecek miyiz ki?” diye karşılık verdi kara saçlı çocuk. Yere çömeldi. Arkasında duran böğürtlenleri görünce tek tek koparmaya başladı. Üç dört tane yedikten sonra beşincisini arkadaşına uzattı.

            “ Dokunabiliriz tabi,” dedi böğürtleni yiyerek.

            “ Sence nasıldır? Pamuk gibi midir acaba?”

            “ Öyle gibi görünüyor, yumuşak olmalı.” Böğürtlenlere uzanıp kendi de toplamaya başladı. Bir eliyle küçük dalından ayırırken diğer elini ağzına götürüyordu. Kirli elleri şimdi kırmızılaşmış dikenler yüzünden de çizik çizik olmuştu.

            “Hadi çıkalım şuraya daha fazla geç kalmayalım,” dedi kara saçlı çocuk. Ayağa kalkıp yokuşu çıkmaya başladı. Elinde ki son böğürtleni yavaşça yiyordu. Birkaç adım atıp arkasına döndü. Arkadaşının hâlâ gelmediğini görünce bağırırcasına seslendi.

            Böğürtlenlerin içinde kaybolan çocuk, arkadaşının seslendiğini hiç duymamış gibi dikenlerin arasından geriye doğru çekildi. Avucuna doldurduğu böğürtlenleri düşürmemek için küçük adımlarla yürüyordu. Böyle zor olacağını anlamıştı, birazını eskimiş keten pantolonun cebine doldurup hızlı adımlarla arkadaşının yanına yürüdü. Şimdi birlikte yokuşu aşıyorlardı.

            Burası zamanında pek ilgilenilmemiş neredeyse unutulmuş tarihi ve doğasıyla Üsküdar’ın en harika yerlerinden, günümüz ismiyle Fethi Paşa Korusu. Seksenlerin üçüncü yılında bu iki arkadaş bu iki dost, burayı, on yaşlarında keşfetmişlerdi. Küçük olmalarına rağmen büyük hayalleri vardı, büyüklerden büyük hayalleri. En küçüğünden başlamak istediler. Onlar için ulaşılması kolaydı bulutlara dokunmak.

            Sahi ya, neydi hayal dediğimiz şey? Geceleri uykumuzu kaçıran, dakikalarca, saatlerce bazen günlerce düşündüren, her şeyi unutturan, bizi imkansızın sınırlarına götüren, mutlu eden şey, sadece yarınlarda kalması için miydi? Evet, herkesin bir hayali vardı çocukluğunda kalan, bazen de yarım kalan, yarınlarda kalan, bir türlü gerçekleşmeyen; Gün geçtikçe, yaşadıkça, yaşlandıkça geride kalan. Sanki hayat sadece birbirini takip eden rutin şeylerdi.

Nihayet istedikleri yere ulaşmışlardı. Kısa olan çocuk kısık gözlerini güneşten alıp bulutlara çevirdiğinde yüzünde bir tebessüm belirdi. Diğeri bulutları boydan boya süzüyordu. Acaba nasıl ulaşacağız? diye düşünüyor olmalıydı. Tebessüm etmeye başladı o da. Birbirlerine bakıp tekrar yüzlerini gökyüzüne çevirdiler.

            “ Şimdi ne yapacağız?” dedi kara saçlı çocuk. “ Hâlâ çok uzaktalar.” Yüzü solmuştu.

            “ Bilmem. O kadar uzakta olduğunu bilmiyordum. Çok mu uzaktalar acaba?”

            “ Galiba hiç dokunamayacağız. Biliyor musun, onlara dokunamayız bence. Çünkü bulutlar çok değişik. İçinde su var diyorlar ama pamuk gibi duruyor. Yakın gözüküyorlar ama buraya kadar çıktık hâlâ uzağımızda.”

            “ Öyle deme. Hiç olmazsa denedik, öğrenmiş olduk. Gelmeseydik hayal etmeye devam edecektik.” Yüzü asıktı.

            “ Ama hayalimizde daha güzeldi. Keşke hiç gelmemiş olsaydık da hayalimizde kalsaydı.”
Bulutlara bakmaya devam ediyorlardı.

***